فَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ
biz seni göndermedik
عَلَيْهِمْ
onların üzerine
﴿٨٠﴾
فَاِذَا بَرَزُوا
ama çıkınca
بَيَّتَ
geceleyin kurarlar
الَّذ۪ي تَقُولُۜ
söylemiş olduğunun
مَا يُبَيِّتُونَۚ
geceleyin ne düşünüp kurduklarını
﴿٨١﴾
اَفَلَا يَتَدَبَّرُونَ
düşünmüyorlar mı?
اخْتِلَافاً
birbirini tutmaz
﴿٨٢﴾
وَاِذَا جَٓاءَهُمْ
onlara gelse
وَاِلٰٓى اُو۬لِي
ve sahiplerine
الَّذ۪ينَ يَسْتَنْبِطُونَهُ
işin içyüzünü araştıranlar
مِنْهُمْۜ
onun ne olduğunu
﴿٨٣﴾
لَا تُكَلَّفُ
sen sorumlu değilsin
الْمُؤْمِن۪ينَۚ
inananları da
الَّذ۪ينَ كَفَرُواۜ
kafirlerin
﴿٨٤﴾
شَفَاعَةً حَسَنَةً
güzel bir (işe)
يَكُنْ لَهُ
onun da vardır
شَفَاعَةً سَيِّئَةً
kötü bir (işe)
مُق۪يتاً
gözetip karşılığını verendir
﴿٨٥﴾
حُيّ۪يتُمْ
selamlandığınız
فَحَيُّوا
siz de selam verin
رُدُّوهَاۜ
aynen iade edin
﴿٨٦﴾