ابْتَلٰيهُ
kendisini sınasa
فَاَكْرَمَهُ
ve ona ikramda bulunsa
وَنَعَّمَهُ
ve ona ni'met verse
اَكْرَمَنِۜ
bana ikram etti
﴿١٥﴾
﴿١٦﴾
لَا تُكْرِمُونَ
siz ikram etmiyorsunuz
﴿١٧﴾
وَلَا تَحَٓاضُّونَ
ve teşvik etmiyorsunuz
﴿١٨﴾
وَتَأْكُلُونَ
ve yiyorsunuz
﴿١٩﴾
وَتُحِبُّونَ
ve seviyorsunuz
﴿٢٠﴾
دَكاًّ دَكاًّۙ
birbiri ardınca sarsılıp
﴿٢١﴾
وَجَٓاءَ
ve geldiği (zaman)
صَفاًّ صَفاًّۚ
sıra sıra dizili
﴿٢٢﴾
وَاَنّٰى
artık ne (yararı) var?
﴿٢٣﴾
يَا لَيْتَن۪ي
ah keşke ben
قَدَّمْتُ
(iyi işler) gönderseydim
لِحَيَات۪يۚ
bu hayatım için
﴿٢٤﴾
عَذَابَهُٓ
O'nun yapacağı azabı
﴿٢٥﴾
وَلَا يُوثِقُ
ve bağ vuramaz
وَثَاقَهُٓ
O'nun vuracağı bağı
﴿٢٦﴾
الْمُطْمَئِنَّةُۗ
huzura eren
﴿٢٧﴾
مَرْضِيَّةًۚ
rızasını kazanarak
﴿٢٨﴾
﴿٢٩﴾
﴿٣٠﴾
سُورَةُ البَلَد
مَكِّيَةٌ وَهِيَ ٢٠ ايَةً - الترتيب الوحي ٣٥
﷽
﴿١﴾
﴿٢﴾
وَوَالِدٍ
ve doğurana andolsun
وَمَا وَلَدَۙ
ve doğurduğuna
﴿٣﴾
﴿٤﴾
اَنْ لَنْ يَقْدِرَ
güç yetiremeyeceğini
﴿٥﴾
اَهْلَكْتُ
ben telef ettim
﴿٦﴾
اَنْ لَمْ يَرَهُٓ
kendisini görmediğini
﴿٧﴾