﴿١٣﴾
﴿١٤﴾
ف۪ي مَنَاكِبِهَا
onun omuzlarında
مِنْ رِزْقِه۪ۜ
O'nun rızkından
﴿١٥﴾
ءَاَمِنْتُمْ
emin misiniz?
اَنْ يَخْسِفَ
batırmayacağından
﴿١٦﴾
اَمِنْتُمْ
siz emin misiniz?
اَنْ يُرْسِلَ
göndermeyeceğinden
حَاصِباًۜ
taş yağdıran (bir fırtına)
فَسَتَعْلَمُونَ
bileceksiniz
﴿١٧﴾
الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ
onlardan öncekiler
﴿١٨﴾
اَوَلَمْ يَرَوْا
görmüyorlar mı?
اِلَى الطَّيْرِ
uçan kuşları
وَيَقْبِضْنَۜ
açıp yumarak
مَا يُمْسِكُهُنَّ
onları (havada) tutmuyor
﴿١٩﴾
يَنْصُرُكُمْ
size yardım edecek
غُرُورٍۚ
derin bir gaflet ve aldanma
﴿٢٠﴾
الَّذ۪ي يَرْزُقُكُمْ
size rızık verecek
اِنْ اَمْسَكَ
tutacak olursa
لَجُّوا
onlar direnmektedirler
﴿٢١﴾
اَفَمَنْ يَمْش۪ي
yürüyen mi?
اَمَّنْ يَمْش۪ي
yoksa yürüyen mi?
﴿٢٢﴾
الَّـذ۪ٓي اَنْشَاَكُمْ
sizi yaratan
وَالْاَفْـِٔدَةَۜ
ve gönüller
تَشْكُرُونَ
şükrediyorsunuz
﴿٢٣﴾
الَّذ۪ي ذَرَاَكُمْ
sizi üreten
تُحْشَرُونَ
huzuruna toplanacaksınız
﴿٢٤﴾
الْوَعْدُ
tehdid(ettiğiniz azab)
صَادِق۪ينَ
doğru (söylüyor)
﴿٢٥﴾
﴿٢٦﴾