فِي النَّارِ
ateşte kalmaları
﴿١٧﴾
الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا
inananlar
مَا قَدَّمَتْ
ne gönderdiğine
بِمَا تَعْمَلُونَ
yaptıklarınızı
﴿١٨﴾
فَاَنْسٰيهُمْ
ve onlara unutturduğu
اَنْفُسَهُمْۜ
kendi canlarını
الْفَاسِقُونَ
yoldan çıkanlardır
﴿١٩﴾
الْـفَٓائِزُونَ
kurtulanlar
﴿٢٠﴾
اَنْزَلْنَا
biz indirseydik
﴿٢١﴾
وَالشَّهَادَةِۚ
ve görüleni
﴿٢٢﴾
اَلْمَلِكُ
melik (padişahtır)
الْقُدُّوسُ
kuddus (mukaddestir)
السَّلَامُ
selam (esenlik verendir)
الْمُؤْمِنُ
mü'min (güvenlik verendir)
الْمُهَيْمِنُ
müheymin (kollayıp koruyandır)
الْعَز۪يزُ
aziz (üstün galibdir)
الْجَبَّارُ
cebbar (istediğini zorla yaptırandır)
الْمُتَكَبِّرُۜ
mütekebbir(çok uludur)
عَمَّا يُشْرِكُونَ
ortak koşmalarından
﴿٢٣﴾
الْمُصَوِّرُ
biçim verendir
الْعَز۪يزُ
azizdir (mutlak galip)
الْحَك۪يمُ
hakimdir (hükümdar herşeyi hikmetle yapan)
﴿٢٤﴾