اَمْ تَأْمُرُهُمْ
yoksa -mu emrediyor?
اَمْ هُمْ
yoksa onlar -mudur?
﴿٣٢﴾
اَمْ يَقُولُونَ
yoksa -mu diyorlar?
لَا يُؤْمِنُونَۚ
onlar inanmıyorlar
﴿٣٣﴾
فَلْيَأْتُوا
haydi getirsinler
﴿٣٤﴾
اَمْ خُلِقُوا
yoksa -mı yaratıldılar?
اَمْ هُمُ
yoksa kendileri midir?
﴿٣٥﴾
اَمْ خَلَقُوا
yoksa -mi yarattılar?
لَا يُوقِنُونَۜ
onlar düşünüp inanmazlar
﴿٣٦﴾
اَمْ عِنْدَهُمْ
yoksa onların yanında mıdır?
اَمْ هُمُ
yahut kendileri midir?
الْمُصَيْطِرُونَۜ
hakim olan
﴿٣٧﴾
اَمْ لَهُمْ
yoksa onların var mı?
يَسْتَمِعُونَ
dinleyecekleri
فَلْيَأْتِ
öyleyse getirsin
مُسْتَمِعُهُمْ
dinleyenleri
﴿٣٨﴾
اَمْ لَهُ
yoksa O'nun mudur?
﴿٣٩﴾
اَمْ تَسْـَٔلُهُمْ
yoksa sen onlardan istiyorsun (da)
مُثْقَلُونَۜ
ağır yükü altında (mıdır?)
﴿٤٠﴾
اَمْ عِنْدَهُمُ
yoksa kendilerinin yanında mıdır?
﴿٤١﴾
اَمْ يُر۪يدُونَ
yoksa -mı istiyorlar?
فَالَّذ۪ينَ كَفَرُوا
asıl inkar edenlerdir
الْمَك۪يدُونَۜ
tuzağa düşecek olanlar
﴿٤٢﴾
اَمْ لَهُمْ
yoksa onların var mı?
عَمَّا يُشْرِكُونَ
onların ortak koştuklarından
﴿٤٣﴾
مَرْكُومٌ
üst üste yığılmış
﴿٤٤﴾
الَّذ۪ي ف۪يهِ يُصْعَقُونَۙ
korkudan bayılacakları
﴿٤٥﴾
وَلَا هُمْ
ve onlara edilmez
﴿٤٦﴾
لِلَّذ۪ينَ ظَلَمُوا
zulmedenlere vardır
﴿٤٧﴾
بِاَعْيُنِنَا
gözlerimizin önündesin
﴿٤٨﴾
وَمِنَ الَّيْلِ
gecenin bir kısmında
فَسَبِّحْهُ
O'nu tesbih et
﴿٤٩﴾