اَدْعُوكُمْ
ben sizi çağırıyorum
اِلَى النَّجٰوةِ
kurtuluşa
وَتَدْعُونَن۪ٓي
siz beni çağırıyorsunuz
﴿٤١﴾
تَدْعُونَن۪ي
siz beni çağırıyorsunuz
لِاَكْفُرَ
nankörlük etmeğe
وَاُشْرِكَ
ve ortak koşmağa
اَدْعُوكُمْ
sizi çağırıyorum
اِلَى الْعَز۪يزِ
aziz olana
الْغَفَّارِ
çok bağışlayana
﴿٤٢﴾
تَدْعُونَن۪ٓي
siz beni çağırıyorsunuz
دَعْوَةٌ
du'aya değer tarafı
وَلَا فِي الْاٰخِرَةِ
ne de ahirette
مَرَدَّنَٓا
bizim dönüşümüz
الْمُسْرِف۪ينَ
aşırı gidenler
﴿٤٣﴾
فَسَتَذْكُرُونَ
yakında hatırlayacaksınız
مَٓا اَقُولُ
benim söylediklerimi
وَاُفَوِّضُ
ve bırakıyorum
﴿٤٤﴾
سَيِّـَٔاتِ
kötülüklerinden
مَا مَكَرُوا
onların kurdukları tuzakların
﴿٤٥﴾
تَقُومُ السَّاعَةُ۠
kıyamet koptuğu
اَدْخِلُٓوا
sokun (denilir)
﴿٤٦﴾
وَاِذْ يَتَحَٓاجُّونَ
birbirleriyle tartışırlarken
الضُّعَفٰٓؤُ۬ا
zayıf olanlar
لِلَّذ۪ينَ اسْتَكْـبَرُٓوا
büyüklük taslayanlara
فَهَلْ اَنْتُمْ مُغْنُونَ
siz savabilir misiniz?
نَص۪يباً
ufak bir parçasını
﴿٤٧﴾
الَّذ۪ينَ اسْتَكْبَرُٓوا
büyüklük taslayanlar
﴿٤٨﴾
الَّذ۪ينَ فِي النَّارِ
ateştekiler
﴿٤٩﴾