مَا لَـكُمْ۠
size ne oldu?
تَحْكُمُونَ
hüküm veriyorsunuz
﴿١٥٤﴾
اَفَلَا تَذَكَّرُونَۚ
hiç mi düşünmüyorsunuz?
﴿١٥٥﴾
﴿١٥٦﴾
﴿١٥٧﴾
لَمُحْضَرُونَۙ
(yüce divana) getirileceklerini
﴿١٥٨﴾
سُبْحَانَ
(münezzehtir) yücedir
عَمَّا يَصِفُونَۙ
onların taktıkları sıfatlardan
﴿١٥٩﴾
﴿١٦٠﴾
وَمَا تَعْبُدُونَۙ
ne de taptıklarınız
﴿١٦١﴾
مَٓا اَنْتُمْ
siz değilsiniz
﴿١٦٢﴾
﴿١٦٣﴾
﴿١٦٤﴾
الصَّٓافُّونَۚ
o saf saf dizilenler
﴿١٦٥﴾
الْمُسَبِّحُونَ
o tesbih edenler
﴿١٦٦﴾
لَيَقُولُونَۙ
şöyle diyorlardı
﴿١٦٧﴾
مِنَ الْاَوَّل۪ينَۙ
öncekilerden
﴿١٦٨﴾
لَـكُنَّا
elbette biz olurduk
﴿١٦٩﴾
فَـكَفَرُوا
ama inkar ettiler
﴿١٧٠﴾
الْمُرْسَل۪ينَۚ
gönderilen elçi
﴿١٧١﴾
لَهُمُ
kendileri olacaktır
الْمَنْصُورُونَۖ
zafere ulaştırılanlar
﴿١٧٢﴾
الْغَالِبُونَ
galip gelecek
﴿١٧٣﴾
﴿١٧٤﴾
وَاَبْصِرْهُمْ
onları gözetle
﴿١٧٥﴾
اَفَبِعَذَابِنَا
bizim azabımızı mı?
يَسْتَعْجِلُونَ
acele istiyorlar
﴿١٧٦﴾
الْمُنْذَر۪ينَ
uyarılmış olanların
﴿١٧٧﴾
﴿١٧٨﴾
وَاَبْصِرْ
ve (bekle de) gör
يُبْصِرُونَ
onlar da göreceklerdir
﴿١٧٩﴾
الْعِزَّةِ
kudret ve şeref
عَمَّا يَصِفُونَۚ
onların nitelendirmelerinden
﴿١٨٠﴾
عَلَى الْمُرْسَل۪ينَۚ
gönderilen elçilere
﴿١٨١﴾
﴿١٨٢﴾