الَّذ۪ي جَعَلَكُمْ
sizi yapan
خَلَٓائِفَ
halifeler (yöneticiler)
فَعَلَيْهِ
kendi zararınadır
﴿٣٩﴾
اَرَاَيْتُمْ
siz gördünüz mü?
شُرَكَٓاءَكُمُ
ortaklarınızı
الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ
yalvardığınız
اَمْ لَهُمْ
yoksa onların var mı?
فِي السَّمٰوَاتِۚ
göklerde
اٰتَيْنَاهُمْ
biz onlara verdik de
اِنْ يَعِدُ
va'detmiyorlar
بَعْضُهُمْ بَعْضاً
birbirlerine
﴿٤٠﴾
اَنْ تَزُولَاۚ
yıkılmamaları için
اِنْ اَمْسَكَهُمَا
onları tutamaz
مِنْ بَعْدِه۪ۜ
ondan sonra
غَفُوراً
çok bağışlayandır
﴿٤١﴾
وَاَقْسَمُوا
yemin ettiler
اَيْمَانِهِمْ
yeminlerinin
جَٓاءَهُمْ
kendilerine gelirse
نَذ۪يرٌ
bir uyarıcı (peygamber)
اَهْدٰى
daha çok doğru yolda
فَلَمَّا جَٓاءَهُمْ
fakat gelince
مَا زَادَهُمْ
onların arttırmadı
﴿٤٢﴾
اِسْتِكْبَاراً
büyüklük taslama(larını)
وَمَكْرَ
ve tuzak(lar) kurma(larını artırdı)
فَهَلْ يَنْظُرُونَ
-mı bekliyorlar?
الْاَوَّل۪ينَۚ
öncekilerin
وَلَنْ تَجِدَ
ve bulamazsın
﴿٤٣﴾
اَوَلَمْ يَس۪يرُوا
hiç gez(ip dolaş)madılar mı?
الَّذ۪ينَ مِنْ قَبْلِهِمْ
kendilerinden öncekilerin
قُوَّةًۜ
kuvvet bakımından
﴿٤٤﴾