اَوَلَمْ تُؤْمِنْۜ
yoksa inanmadın mı
لِيَطْمَئِنَّ
tatmin olması için
فَصُرْهُنَّ
onları alıştır
ادْعُهُنَّ
onları (kendine) çağır
يَأْت۪ينَكَ
sana gelecekler
حَك۪يمٌ۟
hüküm ve hikmet sahibidir
﴿٢٦٠﴾
الَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ
infak edenlerin
لِمَنْ يَشَٓاءُۜ
dilediğine
﴿٢٦١﴾
الَّذ۪ينَ يُنْفِقُونَ
infak edip de
مَٓا اَنْفَقُوا
verdiklerinin
وَلَٓا اَذًۙى
ve eziyet etmeyenlerin
وَلَا هُمْ يَحْزَنُونَ
ve onlar üzülmeyeceklerdir
﴿٢٦٢﴾
يَتْبَعُهَٓا
peşinden gelen
﴿٢٦٣﴾
الَّذ۪ينَ اٰمَنُوا
iman edenler
لَا تُبْطِلُوا
boşa çıkarmayın
صَدَقَاتِكُمْ
sadakalarınızı
وَالْاَذٰىۙ
ve eziyet etmekle
فَمَثَلُهُ
öylesinin durumu
فَاَصَابَهُ
ona isabet etttiğinde
وَابِلٌ
bir sağnak (yağmur)
صَلْداًۜ
sert bir taş halinde
لَا يَقْدِرُونَ
(Böyleleri) elde edemezler
مِمَّا كَسَبُواۜ
kazandıklarından
لَا يَهْدِي
doğru yola iletmez
﴿٢٦٤﴾