اِلَى الْمَلَأِ
ileri gelenlerini
مِنْ بَن۪ٓي اِسْرَٓائ۪لَ
İsrail oğullarının
مِنْ بَعْدِ مُوسٰىۢ
Musa'dan sonra
اِذْ قَالُوا
hani demişlerdi
نُقَاتِلْ
(onun önderliğinde) savaşalım
اِنْ كُتِبَ
yazılınca (farz kılınınca)
اَلَّا تُقَاتِلُواۜ
savaşmazsanız
وَمَا لَـنَٓا اَلَّا نُقَاتِلَ
bizler neden savaşmayalım
اُخْرِجْنَا
biz çıkarılıp sürüldük
مِنْ دِيَارِنَا
yurtlarımızdan
وَاَبْنَٓائِنَاۜ
ve oğullarımızın arasından
﴿٢٤٦﴾
الْمُلْكُ
hükümdarlık (mülk)
وَلَمْ يُؤْتَ
ve verilmemiştir
اصْطَفٰيهُ
onu (hükümdar) seçti
عَلَيْكُمْ
sizin üzerinize
عَل۪يمٌ
(O herşeyi) bilendir
﴿٢٤٧﴾
مُلْكِه۪ٓ
onun hükümdarlığının
اَنْ يَأْتِيَكُمُ
size gelmesidir
التَّابُوتُ
(Allah'ın Ahid sandığı) Tabut'un
سَك۪ينَةٌ
bir huzur bulunan
مِنْ رَبِّكُمْ
Rabbinizden
وَبَقِيَّةٌ
ve bir kalıntı
مِمَّا تَرَكَ
geriye bıraktığından
الْمَلٰٓئِكَةُۜ
meleklerin
لَاٰيَةً
kesin bir alamet vardır
كُنْتُمْ مُؤْمِن۪ينَ۟
inanıyorsanız
﴿٢٤٨﴾