فَلَمَّا تَـرَٓاءَ
birbirini görünce
اِنَّا لَمُدْرَكُونَۚ
işte yakalandık
﴿٦١﴾
سَيَهْد۪ينِ
bana yol gösterecektir
﴿٦٢﴾
فَاَوْحَيْنَٓا
diye vahyettik
﴿٦٣﴾
وَاَزْلَفْنَا
ve yaklaştırdık
﴿٦٤﴾
وَاَنْجَيْنَا
ve kurtardık
وَمَنْ مَعَهُٓ
ve beraberinde olanları
﴿٦٥﴾
﴿٦٦﴾
وَمَا كَانَ اَكْثَرُهُمْ
ama çokları
﴿٦٧﴾
﴿٦٨﴾
﴿٦٩﴾
مَا تَعْبُدُونَ
neye tapıyorsunuz?
﴿٧٠﴾
﴿٧١﴾
هَلْ يَسْمَعُونَكُمْ
onlar sizi işitiyorlar mı?
اِذْ تَدْعُونَۙ
du'a ettiğiniz zaman
﴿٧٢﴾
يَنْفَعُونَكُمْ
size fayda verebiliyorlar mı?
يَضُرُّونَ
zarar verebiliyorlar mı?
﴿٧٣﴾
﴿٧٤﴾
اَفَرَاَيْتُمْ
gördünüz mü?
مَا كُنْتُمْ تَعْبُدُونَۙ
neye tapıyorsunuz
﴿٧٥﴾
وَاٰبَٓاؤُ۬كُمُ
ve atalarınız
﴿٧٦﴾
﴿٧٧﴾
اَلَّذ۪ي خَلَقَن۪ي
beni yaratan
يَهْد۪ينِۙ
bana yol gösteren
﴿٧٨﴾
﴿٧٩﴾
يَشْف۪ينِۖ
bana şifa veren
﴿٨٠﴾
يُم۪يتُن۪ي
beni öldürecek olan
يُحْي۪ينِۙ
diriltecek olan
﴿٨١﴾
اَنْ يَغْفِرَ ل۪ي
beni afftmesini
﴿٨٢﴾
بِالصَّالِح۪ينَۙ
Salihler arasına
﴿٨٣﴾