اِذَا رَاَتْهُمْ
onları görünce
﴿١٢﴾
﴿١٣﴾
﴿١٤﴾
اَمْ جَنَّةُ
yoksa cennet mi?
الْمُتَّقُونَۜ
muttakilere
وَمَص۪يراً
ve varış yeridir
﴿١٥﴾
مَا يَشَٓاؤُ۫نَ
istediklerini
خَالِد۪ينَۜ
ve sürekli kalırlar
مَسْؤُ۫لاً
sorumluluk gerektiren
﴿١٦﴾
يَحْشُرُهُمْ
onları toplayacağı
وَمَا يَعْبُدُونَ
taptıklarını
﴿١٧﴾
سُبْحَانَكَ
senin şanın yücedir
مَا كَانَ يَنْبَغ۪ي
yaraşmaz
مَتَّعْتَهُمْ
sen onları ni'metlendirdin
وَاٰبَٓاءَهُمْ
ve atalarını
﴿١٨﴾
كَذَّبُوكُمْ
sizi yalanladılar
بِمَا تَقُولُونَۙ
dedikleriniz
فَمَا تَسْتَط۪يعُونَ
artık gücünüz yetmez
صَرْفاً
ne (azabı) geri çevirmeğe
وَلَا نَصْراًۚ
ne de yardım bulabilirsiniz
﴿١٩﴾
وَمَٓا اَرْسَلْنَا
göndermedik
مِنَ الْمُرْسَل۪ينَ
elçilerden
فِي الْاَسْوَاقِۜ
çarşılarda
اَتَصْبِرُونَۚ
sabrediyor musunuz?
بَص۪يراً۟
(herşeyi) görendir
﴿٢٠﴾