Müminun Suresi
Sayfa 347 | 18. Cüz
بَلْ
doğrusu
اَتَيْنَاهُمْ
biz onlara getirdik
بِالْحَقِّ
hakkı
وَاِنَّهُمْ
onlarsa
لَكَاذِبُونَ
yalancıdırlar
﴿٩٠﴾
مَا اتَّخَذَ
edinmemiştir
اللّٰهُ
Allah
مِنْ وَلَدٍ
çocuk
وَمَا كَانَ
ve yoktur
مَعَهُ
O'nunla beraber
مِنْ
hiçbir
اِلٰهٍ
tanrı
اِذاً
öyle olsaydı
لَذَهَبَ
götürürdü
كُلُّ
her
اِلٰهٍ
tanrı
بِمَا خَلَقَ
kendi yarattığını
وَلَعَلَا
ve üstün gelmeğe çalışırdı
بَعْضُهُمْ
onlardan biri
عَلٰى بَعْضٍۜ
diğerine
سُبْحَانَ
münezehtir (uzaktır)
اللّٰهِ
Allah
عَمَّا يَصِفُونَۙ
onların tanımlamalarından
﴿٩١﴾
عَالِمِ
(O) bilir
الْغَيْبِ
gizliyi
وَالشَّهَادَةِ
ve görüneni
فَتَعَالٰى
yücedir
عَمَّا يُشْرِكُونَ۟
onların ortak koştukları şeylerden
﴿٩٢﴾
قُلْ
de ki
رَبِّ
Rabbim
اِمَّا
eğer
تُرِيَنّ۪ي
mutlaka bana göstereceksen
مَا يُوعَدُونَۙ
onların tehdidedildikleri şeyi
﴿٩٣﴾
رَبِّ
Rabbim
فَلَا تَجْعَلْن۪ي
beni bırakma
فِي
içinde
الْقَوْمِ
kavmin
الظَّالِم۪ينَ
zalim
﴿٩٤﴾
وَاِنَّا
şüphesiz biz
عَلٰٓى اَنْ نُرِيَكَ
sana göstermeğe
مَا
şeyi
نَعِدُهُمْ
onları tehdidettiğimiz
لَقَادِرُونَ
elbette kadiriz
﴿٩٥﴾
اِدْفَعْ
savuştur
بِالَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُ
en güzel şeyle
السَّيِّئَةَۜ
kötülüğü
نَحْنُ
biz
اَعْلَمُ
biliyoruz
بِمَا يَصِفُونَ
(seni) nasıl vasıflandıracaklarını
﴿٩٦﴾
وَقُلْ
ve de ki
رَبِّ
Rabbim
اَعُوذُ
sığınırım
بِكَ
sana
مِنْ هَمَزَاتِ
dürtüklemelerinden
الشَّيَاط۪ينِۙ
şeytanların
﴿٩٧﴾
وَاَعُوذُ
ve sığınırım
بِكَ
sana
رَبِّ
Rabbim
اَنْ يَحْضُرُونِ
yanıma uğramalarından
﴿٩٨﴾
حَتّٰٓى
nihayet
اِذَا
zaman
جَٓاءَ
geldiği
اَحَدَهُمُ
onlardan birine
الْمَوْتُ
ölüm
قَالَ
der ki
رَبِّ
Rabbim
ارْجِعُونِۙ
beni geri döndür
﴿٩٩﴾
لَعَلّ۪ٓي
böylelikle
اَعْمَلُ
yapayım
صَالِحاً
yararlı bir iş
ف۪يمَا
yerde (dünyada)
تَرَكْتُ
terk ettiğim
كَلَّاۜ
hayır
اِنَّهَا
şüphesiz bu
كَلِمَةٌ
bir sözdür
هُوَ قَٓائِلُهَاۜ
onun söylediği
وَمِنْ وَرَٓائِهِمْ
önlerinde vardır
بَرْزَخٌ
bir berzah
اِلٰى
kadar
يَوْمِ
güne
يُبْعَثُونَ
diriltilecekleri
﴿١٠٠﴾
فَاِذَا
zaman
نُفِـخَ
üflendiği
فِي الصُّورِ
Sur'a
فَلَٓا اَنْسَابَ
artık soylar yoktur
بَيْنَهُمْ
aralarında
يَوْمَئِذٍ
o gün
وَلَا يَتَسَٓاءَلُونَ
ve sormazlar
﴿١٠١﴾
فَمَنْ
kimlerin
ثَقُلَتْ
ağır gelirse
مَوَاز۪ينُهُ
tartıları
فَاُو۬لٰٓئِكَ
işte
هُمُ
onlar
الْمُفْلِحُونَ
kurtuluşa erenlerdir
﴿١٠٢﴾
وَمَنْ
kimlerin
خَفَّتْ
hafif gelirse
مَوَاز۪ينُهُ
tartıları
فَاُو۬لٰٓئِكَ
işte onlar
الَّذ۪ينَ خَسِرُٓوا
ziyana sokanlardır
اَنْفُسَهُمْ
kendilerini
ف۪ي جَهَنَّمَ
cehennemde
خَالِدُونَۚ
sürekli kalanlardır
﴿١٠٣﴾
تَلْفَحُ
yalar
وُجُوهَهُمُ
yüzlerini
النَّارُ
ateş
وَهُمْ
onların
ف۪يهَا
(ateşin) içinde
كَالِحُونَ
dişleri açıkta kalır
﴿١٠٤﴾
 
347 sayfa okundu