مَا تَسْبِقُ
ileri geçemez
وَمَا يَسْتَأْخِرُونَۜ
ve geri kalamaz
﴿٤٣﴾
كُلَّمَا جَٓاءَ
ne zaman geldiyse
كَذَّبُوهُ
onlar onu yalanladılar
فَاَتْبَعْنَا
biz de onları devirdik
بَعْضَهُمْ بَعْضاً
birbiri ardınca
وَجَعَلْنَاهُمْ
ve hepsini yaptık
﴿٤٤﴾
بِاٰيَاتِنَا
ayetlerimizle
وَسُلْطَانٍ
ve bir delille
﴿٤٥﴾
اِلٰى فِرْعَوْنَ
Fir'avn'e
وَمَلَا۬ئِه۪
ve ileri gelen adamlarına
فَاسْتَكْـبَرُوا
onlar büyüklük tasladılar
﴿٤٦﴾
لِبَشَرَيْنِ
şu iki insana
وَقَوْمُهُمَا
iki adamın kavmi
عَابِدُونَۚ
kölelik ederken
﴿٤٧﴾
فَكَذَّبُوهُمَا
onları yalanladılar
مِنَ الْمُهْلَك۪ينَ
helak edilenlerden
﴿٤٨﴾
الْكِتَابَ
Kitabı (Tevrat'ı)
يَهْتَدُونَ
doğru yolu bulurlar diye
﴿٤٩﴾
ابْنَ مَرْيَمَ
Meryem oğlunu
وَاٰوَيْنَاهُمَٓا
ve onları yerleştirdik
ذَاتِ قَرَارٍ
oturmaya uygun
وَمَع۪ينٍ۟
ve suyu bulunan
﴿٥٠﴾
مِنَ الطَّيِّبَاتِ
güzel şeylerden
بِمَا تَعْمَلُونَ
yaptıklarınızı
﴿٥١﴾
اُمَّتُكُمْ
sizin ümmetiniz
رَبُّكُمْ
sizin Rabbinizim
﴿٥٢﴾
فَـتَقَطَّـعُٓوا
fakat parçalayıp ayırdılar
بِمَا لَدَيْهِمْ
kendi yanında bulunanla
﴿٥٣﴾
﴿٥٤﴾
اَيَحْسَبُونَ
onlar sanıyorlar mı?
اَنَّمَا نُمِدُّهُمْ
verdiğimiz ile
﴿٥٥﴾
فِي الْخَيْرَاتِۜ
iyiliklerine
لَا يَشْعُرُونَ
onlar farkında değiller
﴿٥٦﴾
﴿٥٧﴾
وَالَّذ۪ينَ هُمْ
ve onlar ki
﴿٥٨﴾
وَالَّذ۪ينَ هُمْ
ve onlar ki
لَا يُشْرِكُونَۙ
ortak koşmazlar
﴿٥٩﴾