وَيَسْتَعْجِلُونَكَ
senden çabucak istiyorlar
كَاَلْفِ سَنَةٍ
bin yıl gibidir
مِمَّا تَعُدُّونَ
sizin saydıklarınızdan
﴿٤٧﴾
وَكَاَيِّنْ
niceleri var ki
اَمْلَيْتُ
biraz süre vermişimdir
وَهِيَ ظَالِمَةٌ
zulmederken
اَخَذْتُهَاۚ
onu yakalamışımdır
﴿٤٨﴾
﴿٤٩﴾
فَالَّذ۪ينَ اٰمَنُوا
inananlar için
وَعَمِلُوا
ve yapanlar için
﴿٥٠﴾
وَالَّذ۪ينَ سَعَوْا
çalışanlara gelince
ف۪ٓي اٰيَاتِنَا
ayetlerimizi
مُعَاجِز۪ينَ
etkisiz bırakmak için
﴿٥١﴾
وَمَٓا اَرْسَلْنَا
göndermemiştik
اَلْقَى
(bir düşünce) atmış
ف۪ٓي اُمْنِيَّتِه۪ۚ
onun temennisine
اٰيَاتِه۪ۜ
kendi ayetlerini
حَك۪يمٌۙ
hakimdir (sağlamlaştıran)
﴿٥٢﴾
لِلَّذ۪ينَ ف۪ي قُلُوبِهِمْ
kalblerinde olanlara
وَالْقَاسِيَةِ
ve katılaşanlar
﴿٥٣﴾
وَلِيَعْلَمَ
ve bilsinler diye
الَّذ۪ينَ اُو۫تُوا
kendilerine verilenler
الْحَقُّ
bir hak (gerçek) olduğunu
فَيُؤْمِنُوا
ve inansınlar diye
فَتُخْبِتَ
böylece saygı duysun
الَّذ۪ينَ اٰمَنُٓوا
inananları
﴿٥٤﴾
الَّذ۪ينَ كَفَرُوا
inkar edenlerin
ف۪ي مِرْيَةٍ
kuşku içinde olmaları
تَأْتِيَهُمُ
kendilerine gelinceye
يَأْتِيَهُمْ
kendilerine gelinceye kadar
﴿٥٥﴾