حَس۪يسَهَاۚ
onun uğultusunu
مَا اشْتَهَتْ
çektiği (ni'metler)
خَالِدُونَۚ
ebedi kalırlar
﴿١٠٢﴾
لَا يَحْزُنُهُمُ
onları asla tasalandırmaz
وَتَتَلَقّٰيهُمُ
onları şöyle karşılar
الَّذ۪ي كُنْتُمْ تُوعَدُونَ
size va'dedilen
﴿١٠٣﴾
نُع۪يدُهُۜ
onu iade ederiz
كُنَّا فَاعِل۪ينَ
yapacağız
﴿١٠٤﴾
فِي الزَّبُورِ
Zebur'da da
الذِّكْرِ
Zikir'den (Tevrat'tan)
﴿١٠٥﴾
﴿١٠٦﴾
وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ
biz seni göndermedik
لِلْعَالَم۪ينَ
alemler için
﴿١٠٧﴾
مُسْلِمُونَ
O'na teslim olacak
﴿١٠٨﴾
تَوَلَّوْا
yüz çevirirlerse
اٰذَنْتُكُمْ
ben size açıkladım
عَلٰى سَوَٓاءٍۜ
eşit biçimde
وَاِنْ اَدْر۪ٓي
artık bilmem
اَقَر۪يبٌ
yakın mı olduğunu
تُوعَدُونَ
tehdid edildiğiniz
﴿١٠٩﴾
مَا تَكْتُمُونَ
gizlediklerinizi de
﴿١١٠﴾
وَمَتَاعٌ
ve yaşatmak içindir
اِلٰى ح۪ينٍ
bir süreye kadar
﴿١١١﴾
الرَّحْمٰنُ
çok merhamet edendir
الْمُسْتَعَانُ
O'nun yardımına sığınılır
مَا تَصِفُونَ
sizin nitelendirdiğinize
﴿١١٢﴾