فَجَعَلَهُمْ
nihayet onları etti
يَرْجِعُونَ
müracaat ederler diye(!)
﴿٥٨﴾
بِاٰلِهَتِنَٓا
tanrılarımıza
﴿٥٩﴾
يَذْكُرُهُمْ
onları diline dolayan
﴿٦٠﴾
عَلٰٓى اَعْيُنِ
gözü önüne
لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ
tanık olsunlar
﴿٦١﴾
بِاٰلِهَتِنَا
tanrılarımıza
يَٓا اِبْرٰه۪يمُۜ
ey İbrahim
﴿٦٢﴾
فَسْـَٔلُوهُمْ
onlara sorun
كَانُوا يَنْطِقُونَ
konuşurlarsa (!)
﴿٦٣﴾
اِلٰٓى اَنْفُسِهِمْ
kendi vicdanlarına
الظَّالِمُونَۙ
haksızsınız
﴿٦٤﴾
عَلٰى رُؤُ۫سِهِمْۚ
eski kafalarına
عَلِمْتَ
sen de bilirsin ki
﴿٦٥﴾
اَفَتَعْبُدُونَ
mi tapıyorsunuz?
لَا يَنْفَعُكُمْ
size fayda vermeyen
وَلَا يَضُرُّكُمْۜ
ve zarar vermeyen
﴿٦٦﴾
اُفٍّ لَكُمْ
yuh olsun size
وَلِمَا تَعْبُدُونَ
ve taptıklarınıza
اَفَلَا تَعْقِلُونَ
aklınızı kullanmıyor musunuz siz?
﴿٦٧﴾
حَرِّقُوهُ
onu (İbrahim'i) yakın
اٰلِهَتَكُمْ
tanrılarınıza
كُنْتُمْ فَاعِل۪ينَ
bir iş yapacaksanız
﴿٦٨﴾
عَلٰٓى اِبْرٰه۪يمَۙ
İbrahim'e
﴿٦٩﴾
فَجَعَلْنَاهُمُ
biz de kendilerini uğrattık
﴿٧٠﴾
وَنَجَّيْنَاهُ
onu kurtardık
اِلَى الْاَرْضِ
bir yere getirerek
الَّت۪ي بَارَكْنَا ف۪يهَا
bereketli kıldığımız
﴿٧١﴾
وَيَعْقُوبَ
ve Ya'kub'u da
نَافِلَةًۜ
bir bağış olarak
﴿٧٢﴾