﴿٥٠﴾
يَكْبُرُ
büyüyen (imkansız görünen)
ف۪ي صُدُورِكُمْۚ
gönlünüzde
فَسَيَقُولُونَ
diyecekler ki
يُع۪يدُنَاۜ
bizi tekrar döndürebilir
الَّذ۪ي فَطَرَكُمْ
sizi yaratan
فَسَيُنْغِضُونَ
alaylı alaylı sallayacaklar
وَيَقُولُونَ
ve diyecekler
﴿٥١﴾
يَدْعُوكُمْ
sizi çağıracağı
فَتَسْتَج۪يبُونَ
çağrısına uyarsınız
بِحَمْدِه۪
O'na hamdederek
وَتَظُنُّونَ
ve sanırsınız
اِنْ لَبِثْتُمْ
(dünyada) kaldığınızı
﴿٥٢﴾
الَّت۪ي هِيَ اَحْسَنُۜ
en güzel sözü
كَانَ لِلْاِنْسَانِ
insanın
﴿٥٣﴾
يُعَذِّبْكُمْۜ
size azabeder
وَمَٓا اَرْسَلْنَاكَ
biz seni göndermedik
عَلَيْهِمْ
onların üzerine
﴿٥٤﴾
فَضَّلْنَا
biz üstün kıldık
النَّبِيّ۪نَ
peygamberlerin
﴿٥٥﴾
الَّذ۪ينَ زَعَمْتُمْ
(tanrı olduğunu) sandığınız şeylere
فَلَا يَمْلِكُونَ
onların gücü yetmez
وَلَا تَحْو۪يلاً
ve değiştirmeye
﴿٥٦﴾
الَّذ۪ينَ يَدْعُونَ
yalvardıkları
رَحْمَتَهُ
O'nun merhametini
كَانَ مَحْذُوراً
cidden korkunçtur
﴿٥٧﴾
وَاِنْ مِنْ قَرْيَةٍ
ne kadar kent varsa
مُهْلِكُوهَا
onu yok ederiz
مُعَذِّبُوهَا
ona azab ederiz
﴿٥٨﴾