عَنْ نَفْسِهَا
kendi canını kurtarmak için
وَتُوَفّٰى
ve tam karşılığı verilir
لَا يُظْلَمُونَ
asla haksızlık edilmez
﴿١١١﴾
مُطْمَئِنَّةً
huzur içinde
يَأْت۪يهَا
kendisine geliyordu
فَكَفَرَتْ
fakat nankörlük etti
فَاَذَاقَهَا
(bunun üzerine) ona taddırdı
كَانُوا يَصْنَعُونَ
yaptıklarından
﴿١١٢﴾
فَكَذَّبُوهُ
onu yalanladılar
فَاَخَذَهُمُ
onları yakalayıverdi
ظَالِمُونَ
zulümlerine devam ederken
﴿١١٣﴾
مِمَّا رَزَقَكُمُ
size verdiği rızıktan
﴿١١٤﴾
وَمَٓا اُهِلَّ
ve kesileni
وَلَا عَادٍ
ve sınırı da aşmadan
﴿١١٥﴾
لِمَا تَصِفُ
nitelendirmesinden ötürü
اَلْسِنَتُكُمُ
dillerinizin
وَهٰذَا حَرَامٌ
şu haramdır
لِتَفْتَرُوا
sonra uydurmuş olursunuz
الَّذ۪ينَ يَفْتَرُونَ
uyduranlar
لَا يُفْلِحُونَۜ
iflah olmazlar
﴿١١٦﴾
﴿١١٧﴾
وَعَلَى الَّذ۪ينَ هَادُوا
Yahudi olanlara da
حَرَّمْنَا
haram kılmıştık
مَا قَصَصْنَا
anlattıklarımızı
وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ
biz onlara zulmetmedik
اَنْفُسَهُمْ
onlar kendilerine
﴿١١٨﴾