الَّذ۪ي يُلْحِدُونَ
nisbet ettikleri şahsın
اَعْجَمِيٌّ
a'cemi (yabancıdır)
﴿١٠٣﴾
الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ
inanmayanları
لَا يَهْد۪يهِمُ
doğru yola iletmez
وَلَهُمْ
onlar için vardır
﴿١٠٤﴾
الَّذ۪ينَ لَا يُؤْمِنُونَ
inanmayanlar
﴿١٠٥﴾
مَنْ اُكْرِهَ
(inkara) zorlanan
مُطْمَئِنٌّ
mutmain olduğu halde
مَنْ شَرَحَ
açan kimselere
فَعَلَيْهِمْ
üzerlerine iner
وَلَهُمْ
ve onlar için vardır
﴿١٠٦﴾
بِاَنَّهُمُ
şüphesiz onların
اسْتَحَبُّوا
tercih etmelerindendir
عَلَى الْاٰخِرَةِۙ
ahirete
لَا يَهْدِي
doğru yola iletmeyeceğindendir
﴿١٠٧﴾
الَّذ۪ينَ طَبَعَ
mühürlediği kimselerdir
عَلٰى قُلُوبِهِمْ
kalblerini
وَسَمْعِهِمْ
ve kulaklarını
وَاَبْصَارِهِمْۚ
ve gözlerini
﴿١٠٨﴾
لَا جَرَمَ
hiç şüphe yok ki
الْخَاسِرُونَ
ziyana uğrayacaklardır
﴿١٠٩﴾
هَاجَرُوا
hicret edenlerin
مَا فُتِنُوا
işkenceye uğratıldıktan
وَصَبَرُٓواۙ
ve sabredenlerin
مِنْ بَعْدِهَا
bun(lar)dan sonra
﴿١١٠﴾