لَٓا اَمْلِكُ
ben sahip değilim
وَلَا ضَراًّ
ne de bir zarara
لَاسْتَكْثَرْتُ
elbette çok elde ederdim
مِنَ الْخَيْرِۚ
hayır (mal ve mülk)
وَمَا مَسَّنِيَ
bana dokunmamıştır
وَبَش۪يرٌ
ve müjdeleyiciyim
﴿١٨٨﴾
لِيَسْكُنَ
(gönlü) sukün bulsun diye
فَلَمَّا تَغَشّٰيهَا
eşini sarıp örtünce
فَلَمَّٓا اَثْقَلَتْ
(yükü) ağırlaşınca
دَعَوَا
ikisi beraber du'a ettiler
صَالِحاً
iyi güzel (bir çocuk)
لَنَكُونَنَّ
elbette oluruz
مِنَ الشَّاكِر۪ينَ
şükredenlerden
﴿١٨٩﴾
فَلَمَّٓا اٰتٰيهُمَا
fakat (Allah) verince
صَالِحاً
iyi, güzel (bir çocuk)
شُرَكَٓاءَ
ortaklar koşmağa
اٰتٰيهُمَاۚ
kendilerine verdiği
يُشْرِكُونَ
onların ortak koştukları
﴿١٩٠﴾
اَيُشْرِكُونَ
ortak mı koşuyorlar?
مَا لَا يَخْلُقُ
yaratmayan
يُخْلَقُونَۘ
yaratılan şeyleri
﴿١٩١﴾
وَلَا يَسْتَط۪يعُونَ
güçleri yetmez
وَلَٓا اَنْفُسَهُمْ
ne de kendilerine
يَنْصُرُونَ
yardım edebilirler
﴿١٩٢﴾
تَدْعُوهُمْ
onları çağırsanız
لَا يَتَّبِعُوكُمْۜ
size uymazlar
اَدَعَوْتُمُوهُمْ
ha onları çağırmışsınız
اَنْتُمْ صَامِتُونَ
susmuşsunuz
﴿١٩٣﴾
الَّذ۪ينَ تَدْعُونَ
yalvardıklarınız da
فَادْعُوهُمْ
çağırın onları da
فَلْيَسْتَج۪يبُوا
cevap versinler
﴿١٩٤﴾
يَمْشُونَ بِهَاۘ
yürüyecekleri
يَبْطِشُونَ بِهَاۘ
tutacakları
يُبْصِرُونَ بِهَاۘ
görecekleri
يَسْمَعُونَ بِهَاۜ
işitecekleri
شُرَكَٓاءَكُمْ
ortak(koştuk)larınızı
فَلَا تُنْظِرُونِ
haydi hiç göz açtırmayın bana
﴿١٩٥﴾