فَاَخَذْنَاهُمْ
biz de onları yakaladık
بِمَا كَانُوا يَكْسِبُونَ
kazandıklarıyle
﴿٩٦﴾
اَفَاَمِنَ
Peki emin midirler?
اَنْ يَأْتِيَهُمْ
kendilerine gelmeyeceğinden
﴿٩٧﴾
اَوَاَمِنَ
Ya da emin midirler?
اَنْ يَأْتِيَهُمْ
onlara gelmeyeceğinden
﴿٩٨﴾
اَفَاَمِنُوا
emin mi oldular?
فَلَا يَأْمَنُ
emin olamaz
الْخَاسِرُونَ۟
ziyana uğrayan
﴿٩٩﴾
اَوَلَمْ يَهْدِ
yola getirmedi mi?
لِلَّذ۪ينَ يَرِثُونَ
varis olanları
اَصَبْنَاهُمْ
kendilerini de cezalandırırız
بِذُنُوبِهِمْۚ
günahlarıyle
عَلٰى قُلُوبِهِمْ
kalblerini
لَا يَسْمَعُونَ
hiç işitmezler
﴿١٠٠﴾
مِنْ اَنْـبَٓائِهَاۚ
onların haberlerinden
جَٓاءَتْهُمْ
onlara getirmişlerdi
بِالْبَيِّنَاتِۚ
açık deliller
فَمَا كَانُوا لِيُؤْمِنُوا
fakat inanmak istemediler
كَذَّبُوا
yalanladıklarından
﴿١٠١﴾
لِاَكْثَرِهِمْ
onların çoklarında
مِنْ عَهْدٍۚ
sözünde durma
اَكْثَرَهُمْ
onların çoklarını
لَفَاسِق۪ينَ
yoldan çıkmış
﴿١٠٢﴾
مِنْ بَعْدِهِمْ
ardlarından
بِاٰيَاتِنَٓا
ayetlerimizle
اِلٰى فِرْعَوْنَ
Fir'avn'a
وَمَلَا۬ئِه۪
ve onun ileri gelenlerine
فَظَلَمُوا
haksızlık ettiler
الْمُفْسِد۪ينَ
bozguncuların
﴿١٠٣﴾
﴿١٠٤﴾