وَ اَنْتَ جَلَّ ثَـنَاؤُكَ قُلْتَ مُبْـتَدِئاً وَ تَطَوَّلْتَ بِالْاِنْـعَامِ مُتَـكَرِّماً اَفَمَنْ كَانَ مُؤْمِناً كَمَـنْ كَانَ فَاسِـقاً لاَ يَسْـتَوُونَ اِلٰهِى وَ سَيِّدِى فَاَسْاَلُكَ بِالْقُدْرَةِ الَّتِى قَدَّرْتَـهَا وَ بِالْقَضِيَّةِ الَّتِى حَتَمْـتَهَا وَ حَكَمْـتَهَا وَ غَلَبْتَ مَنْ عَلَيْهِ اَجْرَيْـتَهَا اَنْ تَهَبَ لىِ فِى هٰذِهِ اللَّيْـلَةِ وَ فِى هٰذِهِ السَّاعَةِ
Ve ente celle senauke gulte mubtedien.
Ve tetavvelte bi’l-in’ami mutekerrima. Efemen kane mu’minen kemen kane fasigan, la yestevûn. İlâhî ve Seyyidî, fe-es’eluke bi’l-gudreti’lletî gadder-teha.
Ve bi’l-gaziyet’illetî hatemteha ve hakem-teha ve galebte men aleyhi ecreyteha.
En tehe-be lî fî hazih’il-leyleti ve fî hazih’is-sae,
Ve sen, (ey) methi yüce olan!
Evvelden beri söylemiş ve sürekli olarak nimet verip kerem ve ihsanda bulunmuşsun, buyurmuşsun ki: “Mümin olan bir kimse, fasık olan kimseyle bir olur mu? Hayır, onlar aynı olamazlar.”
Mabudum, Seyyidim! Takdir ettiğin kudret hakkına ve hükmedip kesinlik kazandırdığın kaza ve kaderine ki, kime takdir etsen galip gelirsin,