يَا اِلَهِى وَ رَبِّى وَ سَيِّدِى وَ مَوْلاَىَ لِاَىِّ الْاُمُورِ اِلَيْكَ اَشْكُو وَ لِمَا مِنْهَا اَضِجُّ وَ اَبْكِى لِاَلِيمِ الْعَذَابِ وَ شِدَّتِهِ اَمْ لِطُولِ الْبَلاَءِ وَ مُدَّتِهِ فَلَئِنْ صَيَّرْتَنِى لِلْعُقُوبَاتِ مَعَ اَعْدَائِكَ وَ جَمَعْتَ بَيْنِى وَ بَيْنَ اَهْلِ بَلاَئِكَ وَ فَرَّقْتَ بَيْـنِى وَ بَيْنَ اَحِبَّائِكَ وَ اَوْلِيَائِكَ فَهَبْنِى يَا اِلَهِى وَ سَيِّدِى وَ مَوْلاَىَ وَ رَبِّى
Ya ilâhî ve Rabbî ve seyyidî ve mevlaye, li-eyyi’l-umûri ileyke eşkû ve lima minha eziccu ve ebkî.
Li-elîm’il-azabi ve şiddetih, em litûl’il-belai ve muddetih. Fe-lein seyyertenî li’l-ugûbati maa a’-daike ve cema’te beynî ve beyne ehli belaik, ve ferragte beyni ve beyne ehibbaike ve evliyaik, fehebnî ya ilâhî ve seyyidî ve mevlaye ve rabbî,
Ey mabudum, Rabbim, seyyidim ve ey mevlam!
Hangi şeyden dolayı sana şikâyette bulunayım ve hangisi için ağlayıp sızlanayım ben? Azabın elem ve şiddetine mi?
Yoksa belanın devamı ve süresinin uzunluğuna mı? Eğer bana ceza çektirmek için düşmanlarının yanında yer verirsen ve bela ehliyle beni bir araya toplarsan, beni dostların ve velilerinden ayırırsan, ey mabudum, ey seyyidim, mevlam ve Rabbim!