Evrad-ı Kudsiye Duası 9. Sayfa

00:00
  • فَسُبْحَانَ اللهِ حِينَ تُمْسُونَ وَحِينَ تُصْبِحُونَ ﴿﴾ وَلَهُ الْحَمْدُ فِى السَّمٰوَاتِ وَ اْلاَرْضِ وَعَشِيًّا وَحِينَ تُظْهِرُونَ
  • 121. Fesubhânallâhi hıyne tumsûne ve hıyne tusbihûn. * Ve lehul-hamdu fis-semâvati vel-ardi ve aşıyyen ve hıyne tuzhirûn.
  • 121. Haydi siz akşama girdiğinizde ve sabaha kavuştuğunuzda Allah’ı tesbih ve tenzih edin, namaz kılın. Göklerde ve yerde hamd ve sena O’na mahsustur. Gündüzün sonuna doğru ikindi vaktinde de öğleye girerken de O’nu takdis ve tenzih edin, namaz kılın.
  • يُخْرِجُ الْحَىَّ مِنَ الْمَيِّةِ وَيُخْرِجُ الْمَيِّةَ مِنَ الْحَىِّ وَ يُحْيِي اْلاَرْضَ بَعْدَ مَوْتِهَا وَكَذٰلِكَ تُخْرَجُونَ
  • 122. Yuhric-ul hayye min-el-meyyiti ve yuhric-ul meyyite min-el-hayyi ve yuhyil-erda bâ’de mevtihâ ve kezâlike tuhracûn.
  • 122. O, ölüden diriyi, diriden ölüyü çıkarır. Öldükten sonra yeryüzünü O diriltir. İşte siz de öldükten sonra böylece dirilip kabirlerinizden çıkarılacaksınız.
  • اِنِّى تَوَكَّلْتُ عَلَى اللهِ رَبِّى وَرَبِّكُمْ مَا مِنْ دَآبَّةٍ اِلاَّ هُوَ اٰخِذٌ بِنَاصِيَتِهَا اِنَّ رَبِّي عَلىٰ صِرَاطٍ مُسْتَقِيمٍ
  • 123. İnnî tevekkeltu alellâhi Rabbî ve Rabbukum mâ min dâbbetin illâ huve êhızun bi-nâsiyetihâ inne Rabbî alâ sırâtin mustakîm.
  • 123. Ben benim de, sizin de Rabb’iniz olan Allah’a tevekkül ettim. Hiç bir canlı yoktur ki, Allah onun perçeminden tutup kudretine boyun eğdirmiş olmasın. Şüphesiz ki Rabbim’in yolu doğru bir yoldur.
  • وَمَا لَنَآ اَلاَّ نَتَوَكَّلَ عَلَى اللهِ وَقَدْ هَدٰينَا سُبُلَنَا وَلَنَصْبِرَنَّ عَلىٰ مَا اٰذَيْتُمُونَا وَعَلىٰ اللهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ
  • 124. Ve mâ lenâ ellâ netevekkele alellâhi ve kad hedâna subulenâ ve lenasbiranne alâ mâ êzeytumûnâ ve alellâhi fel-yetevekkelil mutevekkilun.
  • 124. Biz neden Allah’a tevekkül etmeyelim ki, bize yollarımızı dosdoğru gösterdi. Bize verdiğiniz her türlü eza ve sıkıntıya sabredeceğiz. Güven isteyenler ancak Allah’a tevekkül etsinler.
  • قُلْ لَنْ يُصِيبَنَا اِلاَّ مَا كَتَبَ اللهُ لَنَا هُوَ مَوْليٰنَا وَعَلَى اللهِ فَالْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
  • 125. Kul len yusîbenâ illâ mâ keteballâhu lenâ huve Mevlânâ ve alellâhi fel-yetevekkel-il mu’minûn.
  • 125. De ki: Allah bizim hakkımızda ne takdir etmiş ne yazmışsa başımıza ancak o gelir. O bizim Mevlamız ve Sahibimizdir. Öyleyse mü’minler yalnız Allah’a tevekkül etsinler.
  • وَاِنْ يَمْسَسْكَ اللهُ بِضُرٍّ فَلاَ كَاشِفَ لَهُ اِلاَّ هُوَ وَاِنْ يُرِدْكَ بِخَيْرٍ فَلاَ رَآدَّ لِفَضْلِهِ يُصِيبُ بِهِ مَنْ يَشَآءُ مِنْ عِبَادِهِ وَهُوَ الْغَفُورُ الرَّحِيمُ
  • 126. ve in yemseskallâhu bi durrin felâ kâşife lehû illâ huve ve in yuridke bi hayrin felâ râdde li fadlihi yusıybu bihî men yeşâu min ıbâdihî ve huvel ğafûrur-Rahîm.
  • 126. Allah sana bir sıkıntı, bir zarar dokundurursa, onu yine Ondan başka kaldırabilecek kimse yoktur. Şayet sana bir hayır murad ederse, o durumda Onun bu lütfunu engelleyebilecek de kimse yoktur. O lütfunu ihsanını kullarından dilediğine nasib eder. O, günahları bağışlayan Gafur, bol rahmet sahibi Rahîm’dir.
  • وَمَا مِنْ دَآبَّةٍ فِى اْلاَرْضِ اِلاَّ عَلىٰ اللهِ رِزْقُهَا وَيَعْلَمُ مُسْتَقَرَّهاَ وَمُسْتَوْدَعَهَا كُلٌ فِى كِتَابٍ مُبِينَ
  • 127. Ve mâ min dâbbetin fil-ardi illâ alellâhi rızkuhâ ve yâ’lemu mustekarrehâ ve mustevde’ahâ kullun fi kitabin mubiyn.
  • 127. Yeryüzünde hareket eden hiçbir canlı yoktur ki, onun rızkını vermek Allah’a âit olmasın. Allah onların rahimlerdeki yerini de bilir, yaşayıp öleceği yeri de. Bunların hepsi apaçık bir kitapta yazılmıştır.
  • وَ كَاَيِّنْ مِنْ دَابَّةٍ لَا تَحْمِلُ رِزْقَهَا اَللهُ يَرْزُقُهَا وَ اِيَّاكُمْ وَ هُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
  • 128. Ve ke-eyyin min dâbbetin lâ tahmilu rızkahâ Allâhu yerzukuhê ve iyyâkum ve huves-semî-ul-alîm.
  • 128. Yeryüzünde yürüyen ve kendi rızkını yüklenmeyen nice canlının ve sizin rızkınızı Allah verir. O herşeyi hakkıyla işiten Sem’i ve bilen Alîm’dir
  • مَايَفْتَحِ اللهُ لِلنَّاسِ مِنْ رَحْمَةٍ فَلاَ مُمْسِكَ لَهَا وَمَا يُمْسِكْ فَلاَ مُرْسِلَ لَهُ مِنْ بَعْدِهِ وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
  • 129. Mâ yeftahıllâhu linnâsi min rahmetin felâ mumsike lehâ ve mâ yumsik felâ mursile lehû min bâ’dihi ve huvel azîz-ulhakîm.
  • 129. Allah, insanlara bir rahmet açarsa, Ona mâni olabilecek hiçbir kuvvet yoktur. Onun vermediğini ise gönderecek güç yoktur. O, mutlak galip Azîz ve hüküm ve hikmet sahibi Hakîm’dir.
  • وَلَئِنْ سَئَلْتَهُمْ مَنْ خَلَقَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضَ لَيَقُولُنَّ اللهُ قُلْ اَفَرَاَيْتُمْ مَاتَدْعُونَ مِنْ دُونِ اللهِ اِنْ اَرَادَنِيَ اللهُ بِضُرٍّ هَلْ هُنَّ كَاشِفَاتُ ضُرِّهِ اَوْ اَرَادَنِى بِرَحْمَةٍ هَلْ هُنَّ مُمْسِكَاتُ رَحْمَتِهِ قُلْ حَسْبِىَ اللهُ عَلَيْهِ يَتَوَكَّلُ الْمُتَوَكِّلُونَ
  • 130. Ve lein se’eltehum men halâk-as-semâvati vel-arda le-yekulunnallâhu kul efera-eytum mâ Ted’une min dûnillâhi in erâdeniyallâhu bi-durrin hel hunne kâşifâtu durrihi ev erâdenî bi rahmetin hel hunne mumsikâtu rahmetihi kul hasbiyallâhu aleyhi yetevekkel-ul-mutevekkilûn.
  • 130. Onlara “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, muhakkak “Allah” derler. De ki; Öyleyse bana bildirin, Allah bana bir zarar vermek isterse, Allah’ı bırakıp da taptıklarınız, O’nun verdiği zararı giderebilir mi? yahut Allah, bana bir rahmet dilerse, onlar onun bu rahmetine mâni’ olabilir mi? De ki: Bana Allah kâfidir. Güvenilir birisini arayanlar da, yalnız O’na dayanıp tevekkül etsinler.
  • وَمَاجَعَلَهُ اللهُ اِلاَّ بُشْرٰى لَكُمْ وَلِتَطْمَئِنَّ قُلُوبُكُمْ بِهِ وَمَا النَّصْرُ اِلاَّ مِنْ عِنْدِ اللهِ الْعَزِيزِ الْحَكِيمِ
  • 131. Ve mâ ce’alehullâhu illâ buşrâ lekum ve li-tatma’inne kulûbukum bihi ve men-nasru illâ min indillah-il azîz-il-hakîm.
  • 131. Allah bu yardımı, ancak size bir müjde olsun ve bununla kalbleriniz tatmin olup güven duysun diye yaptı. Zafer ancak Azîz ve Hakîm olan Allah’tandır, başkasından değildir!
  • كهٰيٰعۤصۤ ﴿﴾ حٰمۤ عۤسۤقۤ ﴿﴾ اِكْفِنَا وَارْحَمْنَا هُوَ اللهُ الْقادِرُ الْقَاهِرُ الظَّاهِرُ الْبَاطِنُ الْفَاطِرُ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ * قَوْلُهُ الْحَقُّ وَلَهُ الْمُلْكُ يَوْمَ يُنْفَخُ فِى الصُّورِ عَالِمُ الْغَيْبِ وَالشَّهَادَةِ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْخَبِيرُ
  • 132. Kêf-Hê-yê-ayn-sâd * Hâ-mîm - Ayn-sîn-kâf * İkfinâ verhamnâ huvallâh-ul-kâdir-ul kâhir-uz zâhir-ul bâtın-ul fâtir-ul lâtîf-ul habîr. * Kavluhul-hakku ve lehulmulku yevme yunfehu fis-sûri âlim-ul gaybi veş-şehêdeti ve huvel-hakîm-ul-habîr.
  • 132. Kaf hâ yâ ayn sâd. Hâ mîm ayn sîn kaf. Bizim sahibimiz sen ol, Sen herşeye kâfisin, bize merhamet et. O herşeye kudreti yeten Kadir, her kuvvete galip gelen, cabbarları hunharları dize getiren, tedbir ve takdirini hiç kimsenin geri çeviremediği, dilediğini yapan Kahir, varlığı, sıfatı, isimleri her şeyde aşikâr ve apaçık olan Zahir, isim ve sıfat, ef’al ve eserleriyle herşeyin içyüzünü kaplayan, hiçbir şey onların ötesine geçemeyen, nazarlardan gizli kalan Batın, herşeyi yoktan örneksiz var eden Fâtır, en ince şeyleri yapan, her şeye nüfuz eden, lütuf sahibi Lâtîf, herşeyden en iyi haberdar olan Habîr olan Allah’tır. Sözü haktır. Mülk Onundur. Sur’a üfürüldüğü gün hiçbir şey Ondan gizlenemez, O görüneni ve görünmeyeni en iyi bilen Âlim’dir. O herşeyi hikmetle yapan Hakîm, herşeyden haberdar olan Habîr’dir.
  • يَاحَنَّانُ يَامَنَّانُ يَابَدِيعَ السَّمٰوَاتِ وَاْلاَرْضِ يَا حَيُّ يَاقَيُّومُ يَاذَا الْجَلاَلِ وَالْاِكْرَامِ ﴿﴾ نَسْئَلُكَ بِعِظَمِ اللاَّهُوتِيَّةِ اَنْ تَنْقُلَ طِبَاعَنَا مِنْ طِبَاعِ الْبَشَرِيَّةِ وَاَنْ تَرْفَعَ مُهَجَنَا مَعَ مَلآئِكَتِكَ الْعُلْوِيَّةِ
  • 133. Yâ hannânu Yâ mennânu Yâ bedî’as-semâvâti vel-ardi * Yâ hayyu yâ kayyûmu Yâ zel-celâli vel-ikrâm. * Nes’eluke bi-ızam-il-lâhutiyyeti en tenkule tıbê’anê min tıbêıl-beşeriyyeti ve en terfe’a muhecenâ me’a melâ’iketik-el ulviyyeti.
  • 133. Ey sonsuz şefkatli olan Hannân, ey bol iyilik ve ihsan eden Mennân, Ey gökleri ve yeri örneksiz ve taklitsiz yapan Bedi’, ey mutlak, zatî, ezelî ve ebedî hayat sahibi olan Hayy, ey her şey kendisine istinat ederek kaim olan, vücudu hiçbir kimseye dayanmayan Kayyûm, ey celâl ve ikram sahibi! Senden ulûhiyyetînin şan ve azameti hürmetine tabiatımızı beşerîlikten çıkarıp, bir daha sana isyan etmemek üzere, ruhumuzu itaatkâr meleklerinle beraber yükseltmeni niyaz ediyoruz.
  • يَامُحَوِّلَ الْحَوْلِ واْلاَحْوَالِ حَوِّلْ حَالَنَا اِلىٰ اَحْسَنِ الْحَالِ
  • 134. Yâ muhavvil-el havli vel-ahvâli havvil hâlenâ ilâ ahsen-il hâl.
  • 134. Ey kuvvet ve halleri değiştiren, hâlimizi en iyi ve en güzel bir hale çevir.
8 sayfa okundu.