عَلٰى مَنْ جَآءَتْ لِدَعْوَتِهِ الشَّجَرُ وَنَزَلَ سُرْعَةً بِدُعَآئِهِ الْمَطَرُ وَاَظَلَّتْهُ الْغَمَامَةُ مِنَ الْحَرِّ وَشَبِعَ مِنْ صَاعٍ مِنْ طَعَامِهِ مِٰآتٌ مِنَ الْبَشَرِ وَنَـبَعَ الْمَآءُ مِنْ بَـيْنِ اَصَابِعِهِ ثَلاَثَ مَرَّاتٍ كَالْكَوْثَرِ وَسَبَّحَ ف۪ي كَفَّيْهِ الْحَصَاةُ وَالْمَدَرُ وَاَنْطَقَ اللّٰهُ لَهُ الضَّبَّ وَالظَّبْيَ وَالذِّئْبَ وَالْجِذْعَ وَالذِّرَاعَ وَالْجَمَلَ وَالْجَبَلَ وَالْحَجَرَ وَالشَّجَرَ سَيِّدِنَا وَمَوْلٰينَا وَشَـف۪يعِنَا مُحَمَّدٍ اَلْفُ اَلْفِ صَلَاةٍ وَاَلْفُ اَلْفِ سَلَامٍ عَلَيْكَ يَا اَم۪ينَ وَحْيِ اللّٰهِ ﴿٢٨﴾
28. Çağırmasıyla ağaçlar yanına gelen, duasıyla yağmur hemen inen, bulutlar güneşin sıcağına karşı kendisini gölgeleyen, elindeki bir avuç yiyecekten yüzlerce insan yiyen, mübarek parmakları arasından Kevser gibi bir su üç defa nebeân eden, avuçlarında toprak ve çakıl taşları Cenab-ı Allah’ı tesbih eden; Allah’ın kendisi için keleri, ceylanı, kurdu, kuru hurma kütüğünü, keçi kolunu, deveyi, dağı, taşı, ağacı konuşturduğu Efendimiz, sahibimiz, şefaatçimiz Hazreti Muhammed’e salât ve selâm olsun.